Bugun...



SOTERİA HATAYDA VE HAYAT’DA KADIN KİTABI YAYINLANDI! ÖZEL HABER-ERHAN PALABIYIK

Kitabı hazırlayan Eğitimci-Yazar Neslihan Kanuncu Seçkin şunları söyledi: 28 Hataylı kadın yazarın öyküsünün bulunduğu çalışmayı 8 Mart 2020 Dünya emekçi Kadınlar Günü’nde başlattık ve 47 kadın yazar ile doğrudan görüştük ve öykülerinde seçki yaparak 28 kadınımızın öykülerine yer vermeye karar verdik

facebook-paylas
Güncelleme: 11-07-2021 02:15:24 Tarih: 11-07-2021 02:05

SOTERİA HATAYDA  VE HAYAT’DA KADIN KİTABI YAYINLANDI! ÖZEL HABER-ERHAN PALABIYIK

 

 

SOTERİA HATAYDA  VE HAYAT’DA KADIN KİTABI YAYINLANDI!

ÖZEL HABER-ERHAN PALABIYIK

Kitabı  hazırlayan Eğitimci-Yazar Neslihan Kanuncu Seçkin şunları söyledi:

28 Hataylı kadın yazarın öyküsünün bulunduğu çalışmayı 8 Mart 2020 Dünya emekçi Kadınlar Günü’nde başlattık ve 47 kadın yazar ile doğrudan görüştük ve öykülerinde seçki yaparak 28 kadınımızın öykülerine yer vermeye karar verdik

  Gelen yazılar içinde öyküleri Duran Yaşar Hoca’mız ve değerli arkadaşım Sibel Bilek ile birlikte belirledik. Daha sonra sevgili arkadaşım Yonca Yaşar ile birlikte devam ettik. Hatay’ın aydınlığından aldığımız ilhamla öykü dünyasına doğru, yaşanmış öykülere hayat veren kalemi sağlam kadın yazarlarımızla birlikte çıktığımız bu yolculukta, lokomotifimiz usta yazarlarımız oldu.

 Önce Almanya oradan Londra’ya, daha sonra İstanbul, Ankara, Mersin’e, derken Hatay sınırlarına Dörtyol’dan girdik. Oradaki kadın arkadaşlarımızın öykülerini de vagonlarımıza katarak İskenderun’a geçtik. Kavuşma, ayrılık, sevinç, karşılama ve birçok duygunun paylaşımına şahit olan, üç yolun kesişimi olan Topboğazı’na vardık.

Kıymetli bir yazı kurulunun süzgecinden geçerek bu gezimiz güzel bir çalışma halinde bir durakta kesişti. İlklerin şehri Antakya’da. Bizi Defne’den, Antakya’dan, Altınözü’nden, Yayladağı’ndan, Samandağ’dan dostlar bekliyordu. Şimdi de biz Hataylı Kadın Öykü Yazarları olarak, Hatay, kadın ve hayata dair izlerin bulunduğu kitabımızda sizleri yolculuğa davet ediyoruz. Emek veren katkı sunan başta Üstadımız Ayla Kutlu olmak üzere her yüreğe teşekkürlerimle, kitabın oluşmasına öyküleriyle katkı veren yazar isimlerini paylaşarak Yazar arkadaşlarına teşekkür etti.Kitapda yer alan yazarların isimleri ise şöyle:                                                                

-Azime YILMAZ

 -Cemile CEREB

-Dursaliye  ŞAHAN

-Emire ÜNAL

-Figen ZORBA

-Gülnaz NURLU KAVVAS

- Güler KALEM

-Gülsen GÜLBEYAZ

- Hatice ELVEREN PEKÖZ

 -Hatice YAKUT

- İnci GÜRBÜZATİK

 -Nejla DALOĞLU

-Neriman YETEK

-Neslihan KANUNCU SEÇKİN

 -Nevra ÇAĞLAYAN

 -Nisa LEYLA

 -Nuray BULGURCU BEŞERİKLİ

 -Özge Özer KARADAĞ

 -Selamet BAĞCI

 -Seval ESKİOCAK

-Selma SAYAR

 -Seval KARATAŞ

- Sevim HABiP

 -Süha KIYAK

 -Sibel BİLEK

-Şahiye SAY

 -Yasemin MISTIKOĞLU

 -Yonca YAŞAR .

 

Kitabın önsözünde tanınmış Romancı Ayla Kutlu ise şunları söyledi:

 

HATAYLI KADINLARIN ÖYKÜLERİ

Elinizdeki bu kitabın özel bir anlamı var:

Dünyada uygarlığa erişme çabasının Akdeniz’i çevreleyen topraklarda yaşayan insanlarla başladığı bilinen bir gerçek.

Binlerce yılın ardında kalmış çağlara baktığımızda oradan günümüze uzanan ZAMANYOLU’nda; bu coğrafyaya ilk uygarlık tohumlarının atıldığını, gelişmelerin burada yeşerdiğini görürüz.

Burası neresidir?

Eskil tarihin değerlerinin doğduğu Akdeniz’in kıyılarına yakın kurulmuş uygarlıkların başkentleridir onlar: Adları; Roma’dır, İskenderiye ve Antakya’dır. Bu şehirler; büyük, kimlikli, gizemli, dolayısıyla özgündürler. Eski coğrafyanın kültür merkezleri oldukları kuşkusuz…

Günümüz dünyasına birer özgün fenomen olarak katılan bu şehirlerin tümü de aradan geçen binlerle sayılacak kadar çok yıllar içinde, havasına ve üretimine kutsallığı, düşsel ve düşünsel zenginlikle gizemi katarken, yerleşiklerine de içsel bir onur sunarlar.

Antakya, insanı büyüleyen bir şehirdir. Şimdilerde tam tersi olarak görünse de, bin yıllar boyunca; zenginlik, verimlilik taşıyan ve gür akan ırmağı, dolambaçlı sokakları, yılın her mevsiminde insanın sırtını okşayan yeli, süreğen yağmurları, hüzünlü akşamüstleri ve parlak sabahları vardır. Halkı yaratıcıdır.

Bunlara kendim de ortağım. Antakya’da hayata göz açmış birey kimliğimle, bu topraklara duyduğum sevgi ve saygıyı roman ve hikâyelerimde dile getirmiş Antakyalı bir yazar olarak.

Şu anda tümünü okuduğum, henüz baskıya verilmemiş hikâyeler, Antakya’yı bir kez daha onurlandırma düşüncesiyle ve doğadan alınan ilhamla, çok yakında basılacak ve hemşehrileriyle birlikte, kültür- sanat ortamına sunulmuş bir emek destesi olarak okurlara sunulacak.

Eserde, 28 kadının düş güçleri, gönül zenginlikleri, duyguları ve bizlerle paylaşmayı arzuladıkları emekleri var. Şu ya da bu olayla, köklerinin bu topraklarda yürüdüğü algısıyla, bazılarının dili ve anlatımıyla, bazıları biraz uzaktan bakmış olsalar da sahiplendikleri fikirlerle, siz okurların da Antakya’ya çekildiğinizi algılayacaksınız.

İLHAMLARINI, BU ŞEHRİN BİRİKEREK KUTSALLAŞMIŞ DEĞERLERİNDEN; KİMİSİ, ARTIK YOK OLMUŞ İNSANLARIN BİR ZAMANLAR VERMİŞ OLDUKLARI HER KONUDAKİ EMEKLERİYLE ZENGİNLEŞMİŞ ATMOSFERİNDEN ALAN KADINLARIN BU ARMAĞANI, SANIRIM DÜNYADA İLK OLACAK.

EMEĞİ GEÇENLERE YENİ BAŞARILAR DİLİYORUM.

KİTAPTA YAYINLANAN ÖYKÜLERDEN KISA KESİTLER!

 

-AZİME YILMAZ

-ASKIDAKİ KADIN

Kadın, sabahın erken saatlerinde yola koyuldu. Şehrin dar ve taş sokaklarından, ancak bir kişinin yol alabildiği dönemeçler­den geçip, taşlarla örülü duvara kondurulmuş, ağır demir kapı­nın önünde durdu. Elindeki kocaman demir anahtarı, üstündeki tokmaktan güç alarak kilide soktu. Eve girip girmemekte yine tereddüde düştü. Lậkin evde onun eline bakan engelli bir eş ve çocukları aklına gelince direkt eve girdi.

Geniş avlunun içinde taş duvarlara oyulmuş güvercinliklere baktı, içlerinde su yoktu. Çantasını avludaki mermer çeşmenin kenarına bırakıp zincirli tası eline aldı, su doldurdu. Sessiz ve sakin görünüyordu ortalık, bugün nedense her gün duyduğu o sesler yoktu. Fakat hiç dert değildi. Kendi işine bakması lazım diye düşündü. Mutfağa geçip kahvaltıyı hazırlamaya başladı. Kahvaltıda görmeyince, yüzlerinin alacağı o memnuniyetsiz ifa­deyle karşılaşmamak için ilk önce pişmiş çökeleği koydu masaya ve odaya doğru yöneldi. Genç adam, her zamanki gibi duvara boş gözlerle bakıp “neden, neden?”, “gittin, gittin…” diyerek mırıl­danıyordu. Kadın bu kelimeleri hep duyduğu için, nedenleri sor­gulamayı çoktan bırakmıştı. Bu mırıldanmalar bu evin sesiydi. Ne olursa olsun bu ev, hep bu seslerle hatırlanacaktı.

“Kahvaltı hazır, gelebilirsin.” diyerek odanın içinden, diğer bir odaya açılan kapıyı tıklattı oraya da aynı cümlenin benzerle­rini tekrarladı:

“Kahvaltınız hazır beyefendi, buyurun” dedi. Babanın ho­murtularına aldırış etmeden salona yöneldi.

-ÖZGEÇMİŞİM

1957 yılında Antakya’da doğdum. Üç çocuk ve altı torun sahibi­yim. Bundan birkaç yıl önce Türkiye Yazarlar Sendikası Antakya Şubesi’nin öykü atölyesine katıldım. Ortaklaşa yayımlanan altı adet öykü kitabında birer öyküm, Kültür Kentleri Birliği’nde yayımlan­mış bir adet öykümle birlikte bir edebiyat dergisinde yayımlanmış deneme yazım bulunmaktadır.

 

-CEMİLE CEREB

-YARALI YÜZ

Burası neresi? Yeryüzü değil sanki! Derinlerdeyim… Ne so­ğuk ne sıcak… Korkuyor muyum? Hem de nasıl! Karanlıktan değil de onunla karşılaştığımda anlatacaklarından. Titriyorum. Hiçbir şey göremiyorum. Ya bu defa da gelmezse! Gelmeyecek biliyorum. Yine de bekliyorum.

Değişmeyen tek şey zifiri karanlık… Orada bir şey gördüm galiba. Biraz önce yoktu. Kurşuni kayalara sırtı dönük, kahve­rengi deri montu… O! Ta kendisi! Oracıkta. Heykeli andırıyor.

Yaklaşıyorum. Sessizlik büyüyor her adımda… Onda beni ür­küten ne? Yine de ilerlemekten vazgeçmiyorum. Dönüyor işte. Bir noktadan ışık akmaya başlıyor. Sol yanını görebiliyorum. Di­ğer yanı, kopkoyu… Dilsiz duruşu devam ediyor.

“Nasılsın?” diyor yorgun sesim.

“Söyleyemem!” diye yanıtlıyor derinden.

“Neyi canım, neyi söyleyemezsin?” diye soruyorum yeniden. Nefesimi tutarak iki adım atıyorum. Onu görmemle çığlık atmam bir oluyor. Yüzünün diğer yarısı kabuk bağlamış. Gözü görün­müyor. Yarasına baktıkça nefesim daralıyor, soluksuz kalıyorum. Dişlerim kenetli, ellerim yumruk, uyandım.

Ayda en fazla iki kez görüşebiliyorduk Raufla. O da bir şeye benzese! Santralin telefonu bağlaması saatler alıyordu bazen. Memurun ikide bir lafa karışması, zamanı hatırlatması, soru sor­ması da cabası… Hatta parazit, karışan elektronik sesler… Mek­tup desen, çok tanımadığın birine yazmanın sancısıyla kıvranıp duruyordum işte.

-ÖZGEÇMİŞİM

2 Ekim 1959 yılı Antakya doğumluyum. Çocukluğum Silifke’de geçti. Orta öğrenimimi Antakya’da tamamladım. “Hatay Eğitim Enstitüsü İngilizce Bölümü”nü bitirdim. Gaziantep ve Antakya’da öğretmenlik yaptım. Aalen Antakya Kültür Derneği çalışmalarına katıldım. Yazma serüveni o dönemde başladı.

Dernek bünyesinde arkadaşlarımla yaptığımız atölye çalışmaları ol­dukça renkli, eğitici, özendiriciydi. Öykü yazmak sandığım kadar kolay değildi. Yine de sevdim. Okuduklarım yazma ediminin kapı­larını biraz daha araladı. Yıldığım, yazmadığım kimi zamanlar oldu. Ancak yaşadıklarım, düşlerim, gözlemlerim benim algımla benim evrenimde devinen, bana özgü şeylerdi. Bu düşünceyle yazdığım öyküler “Bir Zamanlar Affan” adı ile 2015 yılında Ege Us Yayıne­vi tarafından yayımlandı. İkinci öykü kitabım “Dağların Efendisi” 2017 yılında Aratos Kitaplığı Kültür Dizisinde yerini aldı. Üçüncü kitabım 2019 Aralık ayında “La Kitap” yayınlarından çıkan “Zin­cirli Kolye”dir.

 

-DURSALİYE ŞAHAN

-MARANGOZ İLE BALIKÇI

Nefes nefese yokuşu çıkıp, sicimle bağlanmış tahta kapıyı ite­rek küçük avluya girdi. Karısı eğirmekte olduğu keçeleri bırakıp ne oldu, der gibi baktı. Adam, “Kulağımda sesin çınladı. Beni mi çağırdın?” dedi. Kadın, gülümsemeye çalışarak başını avluya açılan küçük pencereye çevirdi. “Hâlâ uyuyor ama sanki nefesini daha rahat alıyor.”

Adam, elindeki demir keskiyi bırakıp sedire oturdu. Üzerine sarkan defnenin gölgesinde, gözlerini kapatıp bir süre çekirgele­rin ahenkli sesini dinledi. Kendi kendine çekirgelerin lisanının çözüleceği zamanlar olacak mı acaba diye düşündü. Karısı, bir tas ayran getirip yanına bıraktı. Adam, yorgun bir sesle, “Gitmem gerek. Yarım bırakmak olmaz. Elime bir sedir kütüğü geçti. Ge­çen yıl kesilmiş olmalı.” dedi.

“Buralarda yetişir miydi?”

“Yükünü azaltmak isteyen kervancılardan biri bıraktı. Koku­su, mest ediyor insanı.”

“Kırmızı bir gülün kokusundan bile daha mı güzel?”

Adam, “Bilmem ki.” diyerek kalkıp avludan çıktı. Bu kez yo­kuş aşağı yürümeye başladı. Güneş tam tepesindeydi. Dili dama­ğına yapıştığında az önce içmeyi unuttuğu ayranı anımsadı. Geri dönmek istemedi. Aklı, sedir kütüğündeydi. Güzel bir sandık yapmalı, diye düşündü. İçinde, oğlu için dikilmiş, iyileştiğinde giyebileceği ipek şalvarlar, nakışlı gömlekler, kesme sabunlar, iş­lemeli bakırdan yapılmış hamam tasları, şifalı taşlar, kına kesele­ri saklansın. Mütevazı evlerinin dilsiz bir sırdaşı gibi, köşede öy­lece dursun istiyordu. Böyle bir sandığı karısının da seveceğini hissediyordu.

-ÖZGEÇMİŞİM

Geyikpınar (Sivas) Köyü’nde doğan Dursaliye Şahan; dört yaşında ailesiyle İstanbul’a göç etti. Banka memurluğunu, Londra’da temiz­lik işçiliği, öğretmenlik ve gazetecilik takip etti. Bu yıllarda kadın, ırkçılık ve göçmenlik temalarının ağır bastığı öyküler, tiyatro oyunu ve romanlar yazan Şahan; Birgün ve Avrupa gazetelerine röportaj­lar yaptı, karikatürist Semih Bulgur ile birlikte, “Zabit Londra’da” haftalık bant karikatürünü hazırladı.

Zaman zaman çocuklar, engelliler ve yetişkinler için yazı atölyeleri de düzenleyen Şahan, Anadolu Üniversitesi Radyo Televizyon Bö­lümünden mezun. Birçok öyküsü İngilizceye çevrildi. Hazırladığı sinema projesi 2012 yılında Kültür Bakanlığından senaryo desteği aldı. Dizi projeleri de hazırlayan yazarın, çocuk gelinleri anlatan Güvercin isimli projesi ATV’de Sıla, Samanyolu’nda Küçük Gelin olarak oynadı.

2011 yılında Dr. Yahya Kanbolat Kısa Film Öykü Yarışmasında, Türk Onkoloji Derneği’nin ve Acil Tıp Uzmanları Derneği’nin dü­zenlediği öykü yarışmalarında seçici kurul üyesi oldu.

Yayımlanmış Eserleri: Şerbet (roman-2020), Benekli Vakvak (çocuk masalı-2018 Sola Yayınları), Ayarsız Kadınlar Cemiye­ti (roman-2018 Sola Yayınları), Parantez Aşklar (öykü-2017 Sola Yayınları), Tottenham Çocukları (roman-2016 Sola Yayınları), Ah O Kadınlar (öykü 2016 Akademisyen Yayınları), Hikâye Hırsızı (2012- İşçi Edebiyatı Öykü Ödülü) Zabit Londra’da (Karikatür), Uçan Halı (Çocuk hikâyesi-Hatay Belediyesi sosyal proje), Fakir Cennet (öykü-2007 Crea Yayınları), Döndü (Halkevleri 1988 Öykü Ödülü)

Düzenlediği kitaplar: Asi’den Taşan Öyküler, Ve Tanrı Aşkı Yarattı, Yahya Kanbolat Anısına Öykü Ödülleri

Ödülleri: 2020 Luna Yayınları Öykü ve Küçürek Öykü Yarışma­sı mansiyon (Can Yakmak), 2019 Cumba Kültür ve Sanat Plat­formu Öykü Ödülleri mansiyon (Ayşegül), 2019 Platform Avrupa 24

Öykü Ödülleri birincisi (Asiye), 2019 İstiklâle Vefa Öykü Ödülle­ri/OKUNMAYA DEĞER ÖYKÜ, 2016 Hematolojik Onk. Dern. “Kökten Değişen Hayatlar Öykü Ödülü” (Hatice’nin Canı), 2012 Hikâye Hırsızı öykü kitabına; Abdullah Baştürk 2012 İşçi Edebiyatı ödülü, 2007 Afyon Kocatepe Öykü Ödülü (‘Alev’), 2006 Hollan­da Türk Evi, Hikaye ödülü (Sakine), 2006 KASİAD (Kadının Sos. Hayatını Araş. ve İnc. Dern.) Öykü ödülü, (2068’de Bir Aşk Hika­yesi), 2006 Anafilya Öykü Ödülü (Kırro), 2006 Edebiyat Dünyası Öykü Ödülü (Çay Şekeri), 2005 CullTurkey Okuma Kulübü Öykü Ödülü (Takıntılı Kadın), 2005 SES (Sağlık Emekçileri Sendikası) Öykü ödülü (Parmaklar.), 2004 SBS Radyosu Avustralya Öykü Ödülü (Parmaklar), 1998 Halk Evleri Öykü Ödülü (Döndü kitabı­na), 1996 Toplum Postası Türkçe Hikaye Ödülü (Kale), 1995 İmece Kadın Derneği Kadın Öykü Ödülü (Parmaklar.), 1987 Güneş Gaze­tesi Türkiye Öykü ödülü (Leo), 1972 Hayvanları Koruma Cemiyeti Türkiye Orta Öğretim Hikaye Ödülü (Aynı)

Üye olduğu kuruluşlar: The Foreign Press Association, İngiltere Göçmen Sanatçılar Derneği (EXILED), Türkiye Yazarlar Sendika­sı, Kadın Yazarlar Derneği, İLESAM, Türkiye Yazarlar Birliği.

 

-EMİRE ÜNAL

-GEÇMİŞMİ,GELECEKMİ?

Yeni bir hayat ama neden? Bunu ben hiç istememiştim ki?

Ta… ta… ta… taaaaa…

Booommmm…

Yorganı başıma çektim, çocuklarıma daha bir sıkı sarıldım. Niye korkuyordum ki? Bizim gibi sıradan insanları ilgilendir­mez, ne olursa olsun. Bize ne?

Bu düşüncelerle uyuyakalmıştım. O da ne! Silah sesleri yeni­den başladı.

Taa… ta… ta… taaa…

Bom… Booooommmmm.

Çaresizlik içinde çocukları uyandırıp bodrum katına indik, var olan erzakla yaşamaya çalışacaktım. Eşim evden ayrılalı günler olmuştu, erzak bitmek üzereydi, her şey kötüye gidiyordu. Bir gece yarısı ansızın eşim eve geldi.

-Çabuk, çabuk toparlanın, hadi acele edin biraz.

-Niçin, nereye?

-Vaktimiz yok. Sizi Türkiye’ye göndermek zorundayım. Ora­da daha güvende olursunuz.

Onu son görüşüm olacağını nereden bilebilirdim ki? Bizleri apar topar sınıra bırakıp cepheye geri döndü. İki çocuğumla kala­kalmıştım öylece. Tanrım ne yapmalıyım, geri dönemem her yer cehennem gibi önümde ise hiç tanımadığım, dillerini bilmediğim insanlarla yaşamak zorunda kalacağım bir ülke.

Kalabalık içinde iki valiz ve iki çocukla gözyaşlarımı içime akıtarak beklerken askerin sesiyle irkildim.

-Evrak!

-Ne?

-Evrak evrak!

Çevremdekilerin yardımıyla anlaşmaya çalışıyordum.

 

-ÖZGEÇMİŞİM

1958 Antakya doğumluyum. İlk, orta, lise öğrenimimi Antakya’da tamamladım. 23 yıl Defterdarlık Muhasebe Müdürlüğünde görev yaptım. Bu arada Anadolu Ünv. İşletme Fakültesi İşletme bölümü­nü (lisans) bitirdim. Bir kızım bir oğlum var. Emekli olduktan sonra Aalen-Antakya Kültür Derneğine katıldım. Derneğin yazım atölye­lerine katılım sağlayarak yazım konusunda kendimi geliştirmeye çalıştım. Ortak çalışmalara ait kitaplarda yayınlanmış hikayelerim bulunmaktadır. Halen Antakya-Defne Dostluk ve Barış Korosunda korist olarak yer almaktayım.

 

-FİGEN ZORBA

-SON PİŞMANLIK

En son ne zaman gerçekten güldüğünü düşündü Elif. Uçsuz bucaksız kırlarda koşarcasına özgür, doyasıya. Ciğerlerini doldu­ran derin bir nefes misali. Ve sonra ne zaman öylesine içten ye­niden gülebileceğini düşündü. 29 yıllık hayatı çok uzun bir ömür gibi geliyordu şimdi ona.

Karmakarışık düşüncelerin dağılmasından korkar gibi başını iki elinin arasında sıkıştırarak gökyüzüne çevirdi bakışlarını. Ne olurdu sanki bu gün hiç yaşanmamış olsaydı. Yorgun ve bitkin duvardaki saate dönüp baktı. Akşam olmak üzereydi. Elif, Feride Hanım’ın üç kızının en küçüğü idi. Belki de bundan dolayı Elif’i bir başka severdi Feride Hanım. Ellili yaşların olgunluğunda za­rif hoş bir hanımdı. Yeşil elbisesinin yakasını düzelttikten sonra Elif’i aradı. Bir buluşma yeri kararlaştırıp kapattılar telefonu. Çabucak hazırlanıp çıktı. Kızının beklemekten hiç hoşlanmadı­ğını en iyi o bilirdi. Buluşma yerine geldiğinde Elif henüz gelme­mişti. Elinde tuttuğu paketi özenle masaya bıraktı. Etrafa bakındı ve saate baktı. Tam o sırada içeri girdi Elif. Heyecanla ve biraz da merakla annesinin yüzünü inceledi bakışları. Masaya otururken elini tuttu sıkıca.

-Merhaba anne.

Masadaki paket dikkatini çekti.

“Bu benim mi yoksa?” diyerek muzipçe gülümsedi.

-Evet. O paket senin. Ancak onu zamanı gelince açacaksın. Şimdi değil. Bu konuda bir söz vermeni istiyorum. Lütfen.

Elif iyice meraklanmıştı ama annesinin yüzündeki ifadenin ciddiyetini görünce

“Tamam ama zamanı ne zaman gelecek?” diye sordu

“Uzun sürmeyecektir” dedi Feride Hanım.

“Zaten anlayacaksın hayatım, şüphen olmasın” diyerek gü­lümsedi. Masaya yaklaşan garsona iki çay söyledi Feride Hanım. 33

 

Çaylarını yudumlarken bu güne kadar birbirleriyle ne kadar az vakit geçirdiklerinden söz ettiler. Elif yoğun iş hayatından dolayı kimselere vakit ayıramıyordu. Hemen herkes bundan şikâyetçiy­di. Ayrılma zamanı yaklaştığında bu buluşmanın ikisine de iyi geldiği konusunda hemfikirdiler. Hesabı masaya bırakıp ayağa kalktı. Kızını yıllardır görmemiş gibi öylece baktı yüzüne. Sonra sıkıca sarıldı.

“Seni çok sevdiğimi biliyorsun değil mi?” diyerek Elif’in ve­receği cevabı beklemeden arkasını dönüp hızla uzaklaştı. Bir an dursa gözyaşlarını görecekti Elif.

Neler olduğunu kavrayamadan masadaki paketi eline aldı Elif. Ne düşüneceğini bilemiyordu ama bütün bunlardan bir gariplik olduğu açıktı. Oradan çıkıp arabasına bindikten sonra tekrar pakete baktı. Zamanı ne zaman gelecekti? Telefonun sesi düşüncelerini dağıttı. Telefondaki kardeşi Sude’ydi.

-Aycan bana geliyor, biliyorum zamanın kısıtlı ama sen de uğrayabilirsen iyi olur.

Hiç düşünmeden “Tamam geliyorum” dedi Elif.

Uzak sayılmazdı Sude’nin evi. On beş dakika kadar sonra kapıdaydı. Aycan da gelmişti. Özlemişti kardeşlerini. Sude bir butik işletiyordu. Aycan ise avukatlık yapıyordu. Her biri yoğun iş hayatları içinde aynı yokluğu yaşıyordu. Zaman… Kızların neşe dolu cıvıldaşmaları arasında Elif’in birden:

“Bugün annemle buluştuk” diyen tedirgin ses tonu bir anda sohbetin yönünü değiştirdi.

“Biraz garip bir hali vardı gibi geldi bana,” diye devam etti.

“Belki uzun süredir görüşemediğimizden, ya da ne bileyim belki de bana öyle geldi.” derken Sude karıştı lafa:

- Şimdi düşünüyorum da dün beni görmek istediğini söyledi­ğinde ve görüştüğümüzde aynı garipliği ben de hissettim.

Aycan gözleri şaşkınlıktan irileşen gözlerle onlara bakıyor­du. Soran gözlerle baktılar Aycan’a. Bir açıklama yapma ihtiyacı duyarak:

“Ben de” dedi. “Yani önceki gün ben de görmek istedi. Buluş­tuk ve hali bir garipti. Elime bir paket tutuşturup vedalaşması da ayrı bir garip geldi.”

 

-ÖZGEÇMİŞİM

18 Mart 1968 tarihinde Antakya’da dünyaya gelmiştir. Dört çocuklu bir ailenin en küçüğüdür. Yirmili yaşların başına kadar Antakya’da oturan Figen daha sonra Adana’ya taşınmıştır. Üç yıl kadar İstan­bul’da yaşadıktan sonra tekrar Antakya’ya gelmiştir. Şimdilerde ya­şantısına burada devam etmektedir. Aile şirketi ve özel sektörde bir süre çalıştıktan sonra çalışma hayatını noktalamıştır.

İlkokul, ortaokul ve liseyi Antakya’da okumuştur. Edebiyata ilgisi o yıllarda başlamıştır. Ortaokulda yazdığı bir şiir ile Hatay birinciliği ödülü almıştır. Bunun dışında şiir ve kompozisyon yarışmalarında ikincilik, üçüncülük gibi dereceleri vardır. Son yıllarda öykü yazı­mına yönelmiştir.

Selin ve Pelin adında iki kız çocuğu annesidir. Mahmut Çetin Zorba ile evlidir.

 

-GÜLER KALEM

-RENGİNİ TAŞLARA ADAYAN GLADYÖTÖR

Kahverengi: Göğün kel tepelerini hıncahınç bir insan seli çınlatıyordu. Asi savaşçı Leonardo, toprağı iki kez içine çekip kokladı. Bulgur bulgur elinde kayan tortular, Leonardo’nun ne­fesiyle doldu. Kutsadığı tortuları arenaya doğru fırlatarak, halka seslendi.

Gri: Halk, tezahürat sesleriyle Leonardo’ya karşılık verdi. Arena, oldukça canlıydı. Havanın kasveti bu canlılığının önüne geçemedi. Güneş, yüzünü göstermemeye ant içmişti sanki. İrili ufaklı kalabalığın üstünde bir bulut dolaşıyordu. Ölümü soluyan yüzleri, belki de en iyi bu bulut anlatabilirdi.

Yeşil: İsa gökten seslendi. Duyan olmadı. Bir gürültü ki ıssız, yorgun, asi... Rahip Telemakhus’un vaazını dinleyenlerin ağzı­nı bıçak açmıyordu. Çünkü ölümün sesi gürültüsüz gelirdi. Taş­larla öldürülen rahibin başı, yerin kaygan halısına kızıl çiçekler açtırdı. Koyu, çok koyu bir kızıldı. Rahibin sunaklara yatırılıp kutsal sularla yıkanmaya adanmış cesedi kaskatı yatıyordu boylu boyunca. Leonardo, tüm bunlardan habersiz arenaya selam çak­makla meşguldü.

Mor: Halk efsunlanmıştı. Leonardo görünür görünmez bir alkış seli koptu. Kıskanmamak elde değildi. Rudislerden (tah­ta kılıç) koleksiyon yapmış, file çelme takan bir karınca vardı arenada, Jounier Leo... Sahi yaşı kaçtı? Yirmilerinin ortaların­da olmalıydı. Gözü pekliliği elliye merdiven dayamıştı. Bu genç adam için dövüş aşk’tı. Sizin bir yaz günü denize bakıp bakıp daldığınız huzura o, ecel teri dökerek varıyordu. Susamış eceli, dökülen her ter damlasıyla yeniden alevleniyor, savaşa kana kana doyan yazgı, gün geçtikçe daha fazla oburlaşıyordu.

-ÖZGEÇMİŞİM

26 05 1986 tarihinde Elbistan’da doğdum. 2007’de İnönü Üniversi­tesi Türkçe Öğretmenliği Bölümü’nü bitirdim. Hatay’ın Samandağ ilçesinde Türkçe öğretmenliği yapıyorum. Kısa öykü, roman, şiir ve inceleme yazısı alanında çalışmalarım var.

Oggito, Edebiyat Haber, Mevzu Edebiyat, Bireylikler, Eliz Ede­biyat, Şarki Edebiyat Dergisi, Şiiri Özlüyorum, Papirüs, Lacivert, Yaşam Sanat, Mevzu Edebiyat, Çinikitap Dergisi, Amanos, Sarmal­çevrim, Aratos, Tmolos, Serçeşme, Yalnız Sanat, Berceste, Kirpi Edebiyat, Orontes, Kanon İkibinon, Barbarları Beklerken Fanzin, Sincan İstasyonu, Veronika gibi dergilerde ve internet sitelerinde şiirlerim, öykülerim ve inceleme yazılarım yayınlanmıştır.

Kasım 2015’te “Laciverti Kanayan Deniz” adlı romanım Kanyon Yayınları tarafından, “Toprak, Duman ve Kedi” adlı öykü kitabım 2019’da Klaros Yayınları tarafından basılmaya değer görüldü ve ya­yımlandı.

2018 Nilüfer Belediyesi Sevgi Soysal’ın anısına düzenlenen Öykü Yarışması’nda “Toprak, Duman ve Kedi” adlı öykümle mansiyon ödülüne layık görüldüm.

2019’da Eğitim Sen İzmir’in yurt genelinde düzenlediği “Kadınlar, Diller ve Öyküler” adlı Öykü Yarışması’nda ikincilik aldım.

 

-GÜLNAZ NURLU KAVVAS

-İÇİMDEKİ SEN

 “Tanığı olduğu, ama hiçbir zaman sahip olmadığı ‘içimdeki sen’i toprağın derinliklerine gömdü.”

Kasabaya yaklaştıkça, yüreğindeki oyuntu derinleşti. Karar­lılıkla yoluna devam etti. Kumsala inip denizin kokusunu içine çekti. Hava serindi. Kumların üzerine sırtüstü uzanıp gökyüzün­deki yıldızların hareketlerini izledi. Yorgundu. Usundaki planla­rın uğultusu dışında, her yer sessizdi. Gezegenin bütün hareket­leri, daktilonun tuşlarında birikti.

İşlenmeyi ya da hapsedilmeyi bekliyor. Tık, tık, tık… Ses derinleştikçe, başını kuma gömdü. Kırık kalbi taşıyan bedenini kumların serinliğinden çekip doğruldu. Başını iki elinin arasına aldı. Bundan kurtulmanın yolunu biliyordu. Çok düşündü. Vaz­geçemezdi. Aynı şeyi yüzlerce defa tekrar etti. Gömmeliyim, gömmeliyim…

Hızlı adımlarla ilerledi. Evin önündeki loş ışıkların altında durdu. Hızla atan kalbini sakinleştirdi. İntihar etmek için ace­leyle kapattığı kapının kilidine yavaşça anahtarı sokup, çevirdi. İçeri girdi. Sessiz, duvarları soğuk evin kapısı kapandı. Her şey bıraktığı gibi, yerli yerindeydi. Anılar sis bulutu oldu. Ellerini daktilonun tuşlarında gezdirdi. Titriyordu.

Sendeleyerek sandalyeye oturdu. Üflediği sigara dumanının ardından, gözleri yaşlı, tuşları izledi.

Masanın çekmecesini tereddütle açtı. Bunu yapmak istedi­ğinden emin değildi. Sigarasından bir nefes daha çekip üfledi. Parçalar halinde anda sürüklendi. Nostaljik, sevgi dolu ve kayıp dosyaya özenle yerleştirdiği kâğıtlara uzun uzun baktı. Geceleri yatağından kalkıp, zihnini sakinleştirmek için, reçetesini tuşlar­dan dökülen sözcüklerle taçlandırıp, huzur bulduğu yazılarını okudu.41

 

Kasabaya geldiğimin üçüncü günü; kumsalda oturmuş, yak­laşan kara buluta bakıyordum. Denizin derinliklerinden geldin. Siyah uzun saçlı, çamur yeşili gözlü sen. Elini bana uzatıp yağ­mur geliyor kaçalım dedin. Yağmurun başlamasıyla, sığınacak yer bulana kadar koştuk. Çardaktaki garson iki çay istediğim halde bir çay getirdi. Seninle onu paylaştım.

Seni görmeyeli tam üç gün oldu. Her gün kumsalda, gelişini bekledim. Denizin derinliklerinden gelen martıların çığlıklarıy­la, mırıldandığın melodi birbirine karışarak bana geldin. En sevdiğim türküyü mırıldandın. En keyif aldığım romanların ka­rakterlerini çekiştirdik. Zaman seninle hızlı ve keyifli akıyordu.

Bugün kumsala inmedim. Sözleştiğimiz gibi saat üçte kasaba­nın en lezzetli balık lokantasına geldim. Denize en yakın masaya oturdum. Az sonra sen geldin. Çok acıktığın için hemen siparişi verdim. Garsonun iki porsiyon balığı bir türlü algılayamaması bizi çok güldürdü. İnsanların bize çok tuhaf bakmalarından sı­kıldım. Artık dışarı çıkmıyoruz. Evde daha keyifli zaman geçiri­yoruz. Saatlerce kitap okuyorum. Sen dizlerime başını yaslayıp, uykuya dalana kadar beni dinliyordun. Sevdiğin bölümleri tekrar tekrar okuyordum.

 

-ÖZGEÇMİŞİM

1970 yılında Antakya’da doğdum. İlk, orta ve lise öğrenimimi An­takya’da tamamladım. Aalen Antakya Kültür Derneği ve Yazarlar Sendikası üyesiyim. İnsan Hakları Araştırma Derneği ile Aalen An­takya Kültür Derneğinin Projesi sonucu çıkarılan ‘Barışa Öyküler’ adlı Kitapta ‘Ezberi Bozan Gerçek’ adlı öyküm yer almaktadır.

Dursaliye Şahan’la yaptığımız iki ayrı öykü atölyesinin ürünü ola­rak; “Asi’den Taşan Öyküler” adlı kitapta “İlk Aşk”; “Ve Tanrı Aşkı Yarattı” adlı kitapta “Kaybettiğim Anda Bulmak” adlı birer öyküm; “Antakya Masallarda Gizliydi” adlı kitapta “Uzunyol Sokak”; “Asi­ye Gün İnerken” adlı kitapta “Evlat Acısı” ve “Dizlerim Beraat Etti”; “Kardeş Öyküler/ Antakyalova Öykü Seçkisi 1” adlı kitapta “Zilan”; “Antakyalova Kardeş Öyküler / 2” adlı kitapta “Haykıran Taşlar”; “Yürekler dile geldi” adlı kitapta “Kuyulu Yalı”; “Farklı­lığımız Güzelliğimizdir” adlı kitapta “Yalancı Bahar” adlı öyküle­rim yer almaktadır.

Uluslararası Çukurova Sanat Günleri kapsamında çıkarılan kitap ve dergilerde yazılarım; Kültür Sanat Edebiyat Dergisi olan Çağla’da öykü ve yazılarım bulunmaktadır.

 

-TELGRAF

-GÜLSEN GÜLBEYAZ

Fatik’ten dört yıl sonra orman ve su işlerinde biyolog olarak çalışan İdil’in iş yerine hiç beklenmedik, esrarengiz bir telgraf geldi. Gelen telgrafta:

“Göldeki balıkları kurtaramadınız. Şimdi de kızım ölüyor. Ye­tişin imdadıma. Kurtarın Heja’mı. Muhtarı sakın aramayın. Allah rızası için köye gelin. Sizden başka yardım edecek hiç kimsemiz yok. Gönderen: Fatik Kara” yazıyordu.

O zamanlar köy evlerinde telefon yoktu. Olsa olsa devletin desteği ile sadece muhtarın evinde olurdu. Onu da aramaması için not düşmüştü Fatik telgrafında. Onunla, ailesiyle yetmiş yedi yılında müdürlüğün yanına verdiği iki görevli ile birlikte balıkla­rı bilinmeyen bir sebeple ölen göle araştırma yapmak, su örnek­leri almak için gittiğinde tanışmıştı.

O zamanlar otuzlu yaşlarının başındaydı ve ilk defa başkent­ten bu kadar uzağa görevle gidiyordu, hem de asfalt yolu bile olmayan dağlık bölgelere. Arabayla varışları, incelemeleri ve laboratuvar için alacakları su örnekleriyle geri dönmelerinin iki gün sürmesi planlanmıştı. Fakat aniden yakalandıkları fırtınayla sel suları toprak yolları kimi yerde beraberinde sürükleyip götü­rünce, kimi yerde de kayalarla, toprakla kapanınca ulaşabildikle­ri en yakın köye sığınmışlardı. İki erkek görevli üç gece köyün muhtarının evinde misafir olurken, muhtarın isteğiyle İdil’i de Fatik ve Heydo evlerinde misafir etmişlerdi.

Misafirperver ev sahipleri üç gün boyunca hiç tanımadıkları bir kadına yoğun sevgi, ilgi göstermişlerdi. Fakirliklerini hisset­tirmemek için köylülerden ödünç aldıkları tavuğu kesip, yeme­dikleri yiyecekleri pişirip, kızlarına çeyiz diye hazırladıkları yat­madıkları yataklarda yatırmışlardı onu.

-ÖZGEÇMİŞİM

1967 yılında İskenderun-Hatay’da ikiz erkek kardeşiyle beraber dünyaya geldi. İlk, orta ve lise öğrenimini burada tamamladıktan sonra Anadolu Üniversitesinde İş İdaresi bölümünü okuduğu yıl­larda İstanbul ve Ankara’daki çeşitli yayınevlerinde dağıtımcı ve pazarlamacı olarak çalıştı. 1991 yılında Hamburg’a göç etti. Sosyal Pedagoji ve Sosyal Menajerlik eğitimleri aldı. Yirmi beş yılı aşan sosyal hizmet uzmanlığı yıllarında Hamburg’ta St. Pauli, Altona ve çevresinde Alman-Yabancı Buluşma Kurumu ve çeşitli çocuk yuva­larında çalıştı. Eimsbüttel Belediyesi Gençlik Dairesi’ne bağlı İnter­kültürel Kız Eğitim Merkezi ve Altona Belediyesi’nde İnterkültürel Çocuk ve Aile kuruluşlarında eğitmenlik ve yöneticilik yaptı. Al­man Çocuk Koruma Birliği’nin ‘Güçlü Anne-babalar Güçlü Çocuk­lar’ aile eğitim kurslarını iki dilde, Türkçe ve Almanca yönetti.

Eğitim seminerleri sunan, aile danışmanlığı yapan Gülbeyaz, yanı sıra oyuncu olarak çeşitli Hamburglu tiyatro gruplarıyla ve müzik çalışmalarıyla sahne alıyor. Eğitim, kültür ve sanat konulu yazıları Güney Dergisi ve yanı sıra çeşitli dergilerde yayınlanıyor.

Gülbeyaz’ın Eserleri: “İçsel Yol” (1. Baskı-2013, 2. Baskı-2017 Favori Yayınları), “Elsa’nın Vasiyeti” (1. Baskı-2015 Favori Yayın­ları, 2. Baskı-2019 Hel Yayınları).

 

-HATİCE ELVEREN PEKÖZ

-SADİŞ ABLA

Sadiş abla ne güzel, ne de iyi komşumuzdun sen öyle. Biraz akıllı, biraz da deli-parlak hallerin vardı. “Hayattan çeşitli dar­beler yedim; beni kimse kolay kolay üzemez artık,” derdin. Ne iyi…

O kadar çok şeye üzülürdün ki, nedense hep geçmişe takılı kalırdı aklın. “Hayatın ilk darbesini, bir bayram günü yedim,” derdin.

Bir bayram arefesiydi; baban ölmüştü. Sense daha küçük bir kız çocuğu... Büyükler ağıtlar yakıp ağlarken sen çocukların pe­şine düşmüş, kapı kapı dolaşarak elinde bir poşetle, şeker, bozuk para toplamıştın. Şekerle parayı, ilkin amcanın oğluna göster­miştin. Sonra da birlikte bakkalın yolunu tutmuştunuz. Aksilik olacak ya, koşarken amcan oğlu ile üst-üste düşmüştünüz. Am­can seni gördüğünde, nedense deliye dönmüştü. Saçlarından çe­kerek yerlerde sürüklemiş, “oğlanlarla oynamanı, sonsuza kadar yasakladım!” demişti.

Ah Sadiş abla ah, ne çok derdin vardı öyle. Babanın ölümü­nün ardında, annen genç, güzel dul bir kadın olarak ortada kala­kalmıştı. O günden sonra herkes ne ona, ne de sizlere rahat yüzü vermemişti. Küçük köyde, herkes birbirini tanırdı. Babanın ölü­münün ardından, annene her gün bir talip gelmeye başlamıştı. Hatta babanı, toprağa koyduklarının ertesi günü annen hakkında çeşitli dedikodular yayıldı.

O günden sonra geceleri, evinizin etrafında ıslık çala çala ge­zenler, annene laf atanlar olurdu. Yetmez gibi evinizin damını, tahta panjurlarını taşlar, annene aşk türküleri söylenirdi.

Siz korkuyla yatağınızda sinerken, kadıncağız ne yapsındı? “İnsanı adı çıkacağına canı çıksın” der, kaderine ağlardı. Annen güzel bir kadındı ya, gündüzleri onu ikna etmeye çalışan kadın­larla fısıldaşır, geceler boyu kara kara düşünürdü. Artık adı çık­madan, bir kocaya varmalıydı. Ve öyle de yaptı.

 

-ÖZGEÇMİŞİM

Hatice Elveren Peköz, Hatay’ın Alıtnözü’ne bağlı Yunushan köyün­de doğdu. Türkiye Yazarlar Sendikası ve Kadın Yazarlar Derneği üyesi olan Peköz’ün kitapları; 2009’da “Zakkum Çiçeğim Mihri”, 2010’da “Yeminli Kitap” Adam Yayınları ve onu 2019’da Akade­misyen Kitapevinden çıkan “Mecliste Aşk” (Film Hikâyeleri) izle­di. Yazarın eserleri, uzun yıllar çeşitli web sitelerinde (Uçan Süpür­ge, Antoloji, Özgür Pencere vb.); çeşitli dergilerde; yerel ve ulusal (Cumhuriyet, Sabah, Milliyet vb.) gazetelerde yayımlandı. Bazı sanat etkinlikler dâhilinde, öykü kısa film atölyelerine katıldı. Bu süre zarfında eserleri; “Ve Tanrı Aşkı Yarattı, Barışa Öyküler, Asiye Gün İnerken” vb. bazı ortak kitaplarda yer aldı. Yıllardır sinema­ya merak sarmasıyla, video montaj, kısa film senaryo yazım atölye ve kursuna katılarak sanat hayatında yeni bir perde daha aralamış oldu. Birçok film hikâyeleri, öykü denemeleri ile çocuk kitap dos­yalarıyla, yayıncısını bekliyor. Aynı zamanda, 2010’dan bu yana http://yaziatolyesi.com/ edebiyat web sitesinin editörlüğünü, içerik panel yönetimini yürütmektedir. 2009’da ‘Zakkum Çiçeğim Mihri, 2010’da ‘Yeminli Kitap,’ 2019 da Mecliste Aşk )Film Hikâyeleri) Yazılarının ortak yayımlandığı kitaplar: Ve Tanrı Aşkı Yarattı, Barı­şa Öyküler, Asiye Gün İnerken.

Peköz, bir kalıp içinde sınırlanmadan, Yazı Atölyesi edebiyat web sitesinin yönetimiyle birlikte halen öyküler, şiirler, senaryo film hikâyeleri yazmakla meşguldür.

Ödülleri: Türkiye Yazarlar Sendikasının Sanat günlerinde öykü dalında Adinos Çiçekleri Ödülü, Körfez Gazetesinin kuruluş yıldö­nümünde ve Dörtyol, İlke Der’in düzenlediği edebiyat sanat günlerinde sanat ödülü.

Eserlerinin Yayımlandığı Dergiler-Web siteler: “Güney Rüzgârı, Amik, Uçan Süpürge, Ardıç Kuşu, Turnalar, Özgür Pencere, Mut Çıtlık, Maviyaren, Antoloji, Pranga, Bağlaç, Şiir Akademisi, Ede­biyat ve Sanat Akademisi, Çeşme, Güncel Sanat, Türk Edebiyatı dergisi, Kümbet Dergisi, Ekin Sanat, F Dergisi, Masa Dergisi vb. Ayrıca ulusal ve yerel olarak bazı dergi ve gazeteler.

Katıldığı Yazı Atölyeleri: Medeniyetler Buluşması Film Festivali kapsamında gerçekleşen, sinema, belgesel, kısa film öykü atölye­leri, senaryo yazımı, video jenerik, kurgu montaj vb. uygulamalı dersler. HRT, Avrasya kentsel kalkınma derneğin düzenlediği ve se­narist Dursaliye Şahan’ın, senaryo ders sunumunu gerçekleştirdiği kısa film, senaryo yazım atölyesi.

 

-HATİCE YAKUT

-DEFİNE

Yıl 1973, Ekim sonu.

Yurdumun bol güneşli, tarih kokulu şehri Şanlıurfa’nın Çalış­kan köyünde yaşanmış bir hikâye ile sizi baş başa bırakıyorum.

O yıl köyde pamuk verimi yüksekti. Adeta bereket fışkırıyor­du. Kahvehane çalıştırdığım için tarlamı yarı yarıya ortak ver­miştim. Bir sandalye çekip kahvenin önüne oturdum. Gözlerim karşıdan gelen iki adama takıldı. Biri takım elbiseli, diğeri gez­gin kılıklıydı. Ellerinde büyük valiz vardı. Yorgun görünüyor­lardı. Selam verdiler. Ayağa kalktım mekân sahibi olarak buyur edip köşedeki masayı gösterdim. ”Hoş geldiniz arkadaşlar. Ben Ömer.” dedim.

Ayağa kalktılar. Gezgin kılıklı “Bulduk hoş” dedi. Kahvede­kiler gülmeye başladılar. Takım elbiseli bey, “Ben Emin, arkadaş Papa.” deyince yabancı olduğunu anladık.

Garson Ali üç çay getirdi. Çayları yudumlarken Emin, “Ömer Bey seninle biraz konuşabilir miyiz?” dedi.

“Buyurun konuşalım.” dedim. Papa “No, no konuşmak yok burada!”

Emin, “Ömer Bey konu özel, burada konuşamayız.” derken Papa’nın gözleri korku saçıyordu.

“Tamam, dışarıya çıkalım.” dedim. Papa valizini kaptığı gibi sırtına attı. Üçümüz birden kahveden uzaklaştık.

“Konuşun arkadaş ne konuşacaksanız?”dedim. Emin,

“Ömer Bey mümkünse senin eve gidelim orada derdimizi an­latalım.” dedi.

“Nerelisiniz arkadaşlar?”diye sordum. Emin,

“Ben İstanbul doğumluyum, arkadaş Papa, Alman” dedi.

-ÖZGEÇMİŞİM

1952’de Kahramanmaraş Afşin Marabuz köyünde doğdu. Hiç okula gitmedi. 1967’de töre gereği ödek olarak evlendirildi. Ürgüp’e ta­şındı bir çocuğu oldu. Halı dokumasını öğrenip altı sene halı doku­yup evin ekonomisine katkı sağladı. 1974’te Ürgüp’ten ayrılıp baba evine döndü. Dört sene de baba evinde halı dokuyarak ihtiyaçlarını karşıladı. 1978’de ikinci evliliğini yaptı. On bir çocuğu evlendirip yuvadan uçurdu. Bu sırada 50 yaşına gelen Hatice Alkan Yakut dev­letin açtığı kursa giderek okumayı yazmayı öğrendi.

Köyünün kızlarının töre kurbanı olarak verildiğini kaleme almakla kalmayarak 2017’de “Ödek Kızı” isimli anı romanını okurlarıyla buluşturdu. Yazmış olduğu bu roman çok beğenilerek belgesellere konu oldu. Sonrasında ikinci romanı olan “Ödek”i sevenlerinin be­ğenisine sundu. Bununla da kalmayarak “Barışa Öyküler” ve “Asi­ye Gün İnerken” isimli ortak kitaplarda kısa öykülerini yayınladı. Şimdilerde ise Hatay Dörtyol’daki evinde çocuklara hitaben hikâ­yeler yazmakla hayatına devam ediyor.

 

-İNCİ GÜRBÜZ ATİK

-HAYAT BİR KUŞTUR

Güzel bir kadını, aynalı bir kutunun içinde yıllardır tutsak eden bir kadın varmış. Kutudaki kadın cin değilmiş, o’na hük­meden kadın da dev. Masal bu ya, o güzel kadın, bir gün o aynalı kutuya girmiş işte. Yıllar süren tutsaklığında öyle hırpalanmış, öyle acı çekmiş ki sonunda epriyip güzelliğini yitirmiş, çirkinle­şip yaşlanmış. Gülümsemesi de giderek dudaklarından silinmiş. Gözleri artık eskisi gibi alaycı bakmıyormuş. Yüzünde hüzün daha ağır basıyor, bakışları sanki yalvarır, dudakları konuşur, mı­rıldanır gibiymiş, “Ne olur sal beni” der gibiymiş, ya da “çıkart, at artık, savur, yak beni” der gibiymiş “acı, n’olur bırak!”. “İnatçı” diyorlarmış ona, “Asık yüzlü, aksi, hain ihtiyar.” Oğlunu, kızını, gelin ve damatlarını, öldükten sonra neden kocasının mezarına bir kez bile gitmediği noktasında şaşkına çevirmiş çünkü. Yal­nızca onları mı? Herkesi. Yıllardır sırrını sır tutuyormuş. Hain miymiş? Belki. “Ancak ölümü götürürler benim” diyerek bir kez bile gitmediği kocasının mezarına işte bayram sabahı birazdan gidecekmiş ev halkı. Hazırlık onaymış. Kararlı olduğunu herkes biliyormuş ama yine de birazdan bayramı bahane edip eli-günü ileri sürüp, günahtı, sevaptı, yeterdi, ayıptı diyeceklermiş. Önce saygılı, sevecen, iyilikle, sonra da gözleri iri iri açılarak, kıza­caklarmış ona. Ama “o” bu bayram da yine gitmeyecekmiş.

Küçük birer fide iken, karnı burnunda, elleri sızlayarak tek tek diktikleri, gözü gibi bakıp büyüttükleri zeytin ağaçlarından birinin dibine yığılıveren kocasını eve getirdiklerinde, yüre­ği burkulmuş, dizlerinin bağı çözülüvermiş. Kocası kollarında, umutsuz, fersiz, melek melek bakıyormuş gözlerine. Işıltının giderek solduğunu fark etmiş gözbebeklerinde, ferin yittiğini, 62

 

nemin yavaş yavaş kuruduğunu. Alnı boncuk boncuk terli, onca yıllık kocası işte gözünün önünde kucağında ölüyormuş. O gün konuşmak isteyip konuşamayan, kesik kesik soluyan kocasının birden boşta kalan elini, ceketinin üstüne uzatmak isteyip uzata­madığını görmüş, sonra da elini düşürüp öldüğünü. Aniden pey­dahlanıveren kalabalığı, ağlayan çocuklarını, ulurcasına dövü­nenleri görmüş. Kocasının açık kalan donuk gözlerini kapatmış, “Gözü açık gitti” demiş içinden. “Açık gitti!” Ceketin üstündeki eli okşamış, sevgiyle uzatmış yanına.

-ÖZGEÇMİŞİM

Antakya’da doğdu. DTCF Tiyatro Bölümünü bitirdi. TRT Ankara radyosu, Ankara Televizyonu Drama Programları Müdürlüğü’nde prodüktör olarak çalıştı, çok sayıda yapım ve yayın gerçekleştirdi. Yazdığı dizi filmler, televizyon film senaryoları, dramalar çekilip yayınlandı. Senaryoların yanı sıra belgeseller, DT’ye oyunlar, öy­küler ve romanlar yazmaya başladı.

TOBAV ve Çankaya Belediyesi’nin düzenledikleri “Gençlik Oyu­nu Yazım Yarışma’sında Büyük Ödül”; Çocuk Oyunu yarışmasın­da “mansiyon”; 1996 Ankara Büyükşehir Belediyesi ve Türkiye Sinema ve Audiovisiuel Kültür Vakfı’nın düzenlediği “Ankara’yı Seviyorum” konulu Belgesel Film Senaryosu yarışmasında ikinci­lik ödülü aldı. “Masal derinde, Çizgi Yerinde” ve “Onları Kahreden Şarkılar” adlı oyunları 1999 yılında Devlet Tiyatroları Edebi Kuru­lu’nda kabul edildi. 1999 yılında Kültür Bakanlığı’nın açtığı öykü yarışmasında “İki Çırpı Kiraz Kız” dosyası kitaplaştırıldı.

2003 yılında Kadının Sosyal Hayatını Araştırma ve Geliştirme Der­neği’nin “Kadın Öyküleri” Yarışmasında “Ekin Teki” adlı öykü­sü birincilik ödülü; 2005 yılında Aykırı Sanat dergi yarışmasında “Tuşe” adlı öykü ikincilik ödülüne değer görüldü.

2006 yılı “Ümit Kaftancıoğlu Öykü Yarışması”nda ikincilik ödü­lü; “Özgür Pencere” dergisinin 2007 Kadın Öyküleri Yarışması’nda “sabırlık” adlı öykü ile Birincilik Ödülü aldı. Bodrumlu kadınları anlattığı Aşk Kaldığı Yerden” adlı öykü kitabı Mart 2008’de Ara Yayınevi’nce basıldı, tükendi.

“Misket” romanı 1.baskıyı GOA; 2. Baskıyı, Bence Kitap Yayı­nevi’nde yaptı. Aydın şehrinde yaşanan bir aşk öyküsü üçgeninde geçen “Deve Boku Savaşları” adlı romanı 2018 tarihinde Epsilon Yayınevi’nce basıldı. Bodrum’un tarihi geçmişini anlattığı “Bin bir Masal Bir Kale” adlı gençlik romanı yine Epsilon Yayınevi’nce 2019’da basıldı.

2011’de Türk-İngiliz -British Councıl- Ortak Yapım, 6 bölümlük “Benim Şehrim” dizi metinlerini yazdı. Avrupa’nın beş ülkesinin kanallarında yayınlandı.

Türk-Hollanda Ortak Yapım “Kadın ve Şiddet” konulu “Son Nokta” adlı drama ve spot senaryolarını yazdı. “TRT Çocuk” Ka­nalında, yayınlanan Animasyon Dizi Film Senaryoları yazdı.

UNİMA “Uluslararası kukla ve gölge oyunları birliği Türkiye milli merkezi” kurucu üyelik,

Çağdaş Drama Derneği “Kurucu üyelik” “Drama Eğitmeni” ola­rak Bodrum ÇYDD’de aktif çalışmaktadır.

BESAM Ankara Temsilcisi

Türkiye Kadın Konseyi Denetleme Kurulu üyesi,

ÇYDD Bodrum üyesi,

Dil Derneği, OYÇED, Muğla Gazeteciler Cemiyeti, HERO3 üyesi,

Sürekli sarı basın kartı sahibi.

Evli ve iki çocuk annesidir.

 

-NECLA DALOĞLU

-KARA GÖZLÜ YILAN

Boğucu, bunaltıcı, sıcak bir ağustos günü, güneş tam tepede tüm ihtişamıyla parlıyordu. Oturduğum yazlıktaki evin ikinci ka­tında beton, tüm sıcaklığını var gücüyle içeri salarken yaprak bile kıpırdamıyordu. Elimde bir kitap, oturmuş bakınıyordum.

Çocukları öğle uykusuna yatırdım. Bir türlü elimdeki kitaba kendimi veremiyordum. Okusam da okuduğumu anlamıyordum. İçimde ne olduğunu kestiremediğim binlerce düşünce ahenkle dans ediyordu. Denize gözüm kaydı. Deniz ve gökyüzü güneş ışınlarının yansımasıyla bütünleşmiş, parlak gri bir renk almış bir tablo gibi karşımda. Buharlaşan deniz suyunun yansıması da bu tabloya eklenince, sinema perdesindeymiş gibi görüntü kıpır­dıyor dalgalanıyordu.

Dalıp gitmişim. Gözüm orada hayalet gemiyi aradı. Hani şu deniz hikâyelerinde olur ya. Acaba hayalet gemi ne taşıyordu kim bilir? Belki de ruhlarımızı bu hayata taşıyordu. Of yine dü­şünceler! Nereden geliyor aklıma bunlar?

Elimde kahveyle mutfaktan terasa geçerken koridorun sağın­daki odanın aralık kapısından gözüm uyuyan çocuklarıma takıl­dı. Ne de güzel uyuyorlardı. Pişirdiğim kahvemden bir yudum aldım, onları seyretmeye başladım. Gözlerimin pınarlarında iki damla yaş birikti. Çocuklarım, onlar benimdi. İşte o zaman bir kez daha anladım. Benim varoluş sebebimdi onlar. Omuzlarımı geriye atarken başımı da dikleştirmiştim. Yolum uzun, görevim ağırdı. Onları bu zorlu hayata hazırlamak, yol göstermek. Değer yargılarını beslemek sorumluluğumdu.

Bir kadın ana olunca kendini tanrılaşmış hissediyor. Analık sadece biyolojik veya kan bağıyla olmuyor bazen bu görevleri biyolojik analardan çok daha gerçek yaşayan ve yaşatan elleri öpülesi kadınları unutmamak lazım. Tabi analık duygusunun id­rakinden uzak analardan bahsetmiyorum.

Kadın ruhunda yüreğinde hissettiği yaşadığı, analık içgüdü­süyle nelere göğüs geriyor, nelere katlanıyor, neler yaşıyor.

Gerçek bir savaşçı olan kadın, eminim ki kendi gücüne şaşırı­yordur. Evet, tanrı kadınları çok özel yaratmıştır kanımca.

-ÖZGEÇMİŞİM

1950 yılında Hatay’da doğmuştur. Evli 3 çocuklu olup lise me­zunudur. 30 yıla yakın çeşitli okulda aile birliklerinde yetiştirme yurdu, Türk Kadınını Güçlendirme Vakfı, Üniversite derneklerinde görev almıştır. Sayısız sosyal sorumluluk ve yardım çalışmalarını derneklerde yürütmüştür olup Nazım Hikmet ve Gençlik Koro­su’nda koristtir.

 

-NERİMAN YETEK

-YADİGAR

Şeyhler deresine gün kızılı dolarken, eşeğinin sırtına bağladı­ğı kayışlı sepetiyle Ahmet Efendi köye yeni girmişti. İleriden dar bir sokağı döndü. Tahta bir kapıyı buldu, iki defa tıklattı. Ev halkı çoktan uyanmıştı. Evin beyi Köse Hüsamettin açtı kapıyı. Bir şey demeden geçti içeri. Sessiz bir ayrılış yaşanıyordu. Hüsamettin, kapının eşiğinde duran on iki-on üç yaşlarında bir çocuğa doğru eğildi.

“Haydi oğul, dediklerimi unutmayasın.”

Çocuk gönülsüzlükle bir çıkın aldı eline. Çocuğun tüm eş­yaları bu çıkından ibaretti. Babasının elini öptü. Ahmet Efendi çocukla yola koyuldu. Çocuk hiç konuşmuyordu. Sessizliği boz­mak gerekirdi.

“Adın Hasan’dı değil mi senin? Baban gayrı seni bana emanet etti. Babanı severim, iyi adamdır. Gün öyle oturmakla bitmez. İnsana zanaat lazım... Bundan sonra ne yaparsam iyi bakıp belle­yecen. Ne dersem de kulağına küpe edecen. Tamam mı?”

Çocuk hiç ses vermedi. Köyden uzakta, dere boyu yoluna in­diler. Çelimsiz bir nar ağacının dibinde durdular. Dere kenarın­daki sazlıkların arasından eşeğin geçmesi mümkün değildi. Eşeği ağaca bağladılar.

“Haydi, gel oğul.”

Hasan denileni yaptı. Göğsünün ortasına bir şeyler oturmuş gibi acıyordu içerisi. Onun aklı kardeşlerinde, annesinin ona ha­zırladığı gözlemelerdeydi. Şimdi kardeşi Ali, uyanmış, beşikte ağlıyordur, diye düşündü. Babası onu bu adamla neden gönder­mişti, anlayamıyordu. Bugüne kadar babasına hiç terbiyesizlik etmemişti, bir o kadar da çalışkandı. İşten vakit kalsa çamurla oynamak için bozduğu biber hatları dışında başka da yaramazlığı yoktu. Onu bu adamla yollayıp evden uzaklaştıracak bir kusur­da işlememişti. Ama babası, dün yanına gelip “Elin zanaat tuta­cak oğul. Seni bir hısımımın yanına gönderecem. İşini iyi belle. Toprak her zaman candır, sen cana bak.” dedi o kadar. Ne bir açıklama ne bir neden... Kafası karışıktı. Önünde duran adamı takip ediyordu. O ise bir anda durdu.

-ÖZGEÇMİŞİM

1981 yılında Hatay’ın Altınözü ilçesinde doğdum. İlk, orta ve lise eğitimimi burada tamamladım. Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği bölümünü bitirdim. 2003 senesinde Milli Eğitim Bakanlığı’na öğretmen olarak atandım. Öğret­menlik mesleğine devam etmekteyim.

“Öğrenmenin yaşı ve sınırı yok” temel yaşam felsefem. Bu nedenle Eskişehir Üniversitesi Halkla ilişkiler bölümünü bitirdim. Ardından Felsefe bölümüne yazıldım. Mustafa Kemal Üniversitesi’nde Ar­keoloji Bölümünü bitirdikten sonra aynı Üniversitenin El Sanatları Bölümü Mimari Dekoratif Sanatlar programına devam ettim. Hala eğitimim devam etmekte. Şiir seslendirme çalışmalarında bulun­dum. Resim ve mozaik sergi çalışmalarında yer aldım. “Amanos Edebiyat” adlı dergide yazılarım yayınlandı. “Orontes” ve “Aratos” adlı dergilerde öykülerim yayınlandı. “Lacivert Öykü ve Şiir Der­gisi”, “Eliz Edebiyat” gibi dergilerde de şiirlerim yayınlandı. Halen edebi çalışmalarıma devam etmekteyim.

 

-NESLİHAN KANUNCU SEÇKİN

 




Bu haber 143 defa okunmuştur.


Etiketler :

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KİTAP Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
HAVA DURUMU
PUAN DURUMU
Takım O G M B A Y P AV
1 Beşiktaş 37 25 6 6 85 38 81 +47
2 Fenerbahçe 37 23 7 7 67 37 76 +30
3 Galatasaray 37 23 8 6 70 33 75 +37
4 Trabzonspor 37 17 7 13 45 34 64 +11
5 Sivasspor 37 14 7 16 50 41 58 +9
6 Alanyaspor 38 16 13 9 55 42 57 +13
7 Hatayspor 37 16 12 9 60 51 57 +9
8 Gaziantep FK 37 14 11 12 54 46 54 +8
9 Göztepe 37 13 12 12 55 51 51 +4
10 Fatih Karagümrük 37 13 12 12 52 49 51 +3
11 Konyaspor 37 11 14 12 47 47 45 0
12 Çaykur Rizespor 37 11 14 12 48 59 45 -11
13 Antalyaspor 38 9 13 16 40 53 43 -13
14 Başakşehir FK 37 11 16 10 41 55 43 -14
15 Yeni Malatyaspor 37 9 14 14 43 49 41 -6
16 Kasımpaşa 37 10 17 10 42 54 40 -12
17 Kayserispor 37 9 16 12 34 50 39 -16
18 MKE Ankaragücü 37 10 19 8 44 59 38 -15
19 BB Erzurumspor 38 9 19 10 41 65 37 -24
20 Gençlerbirliği 37 9 20 8 37 66 35 -29
21 Denizlispor 37 6 21 10 36 67 28 -31
Takım O G M B A Y P AV
1 Adana Demirspor 33 20 6 7 60 26 67 +34
2 Giresunspor 33 20 6 7 52 24 67 +28
3 Samsunspor 33 19 4 10 56 30 67 +26
4 İstanbulspor 33 18 8 7 60 34 61 +26
5 Altay 33 19 11 3 62 36 60 +26
6 Altınordu 33 16 8 9 53 45 57 +8
7 Ankara Keçiörengücü 33 16 10 7 46 28 55 +18
8 Ümraniyespor 33 14 11 8 45 42 50 +3
9 Tuzlaspor 33 14 14 5 45 51 47 -6
10 Bursaspor 33 14 15 4 56 54 46 +2
11 Bandırmaspor 33 12 15 6 45 47 42 -2
12 Boluspor 33 11 16 6 35 41 39 -6
13 Balıkesirspor 33 9 16 8 35 48 35 -13
14 Adanaspor 33 9 17 7 44 53 34 -9
15 Menemenspor 33 7 13 13 37 58 34 -21
16 Akhisarspor 33 8 20 5 35 58 29 -23
17 Ankaraspor 33 6 19 8 33 59 26 -26
18 Eskişehirspor 33 1 24 8 23 88 8 -65
Takım O G M B A Y P AV
1 Eyüpspor 37 27 2 8 81 25 89 +56
2 Sakaryaspor 37 20 5 12 70 35 72 +35
3 Kırşehir Belediyespor 37 21 8 8 55 30 71 +25
4 Van Spor 37 21 10 6 59 34 69 +25
5 Kırklarelispor 37 18 6 13 59 32 67 +27
6 Bodrumspor 37 18 11 8 80 48 62 +32
7 Etimesgut Belediyespor 37 18 12 7 62 34 61 +28
8 Karacabey Belediyespor 37 14 12 11 50 40 53 +10
9 Turgutluspor 37 16 16 5 44 56 53 -12
10 Pendikspor 37 15 16 6 64 51 51 +13
11 Serik Belediyespor 37 12 11 14 48 48 50 0
12 Pazarspor 37 15 17 5 60 62 50 -2
13 Tarsus İdman Yurdu 37 13 14 10 56 54 49 +2
14 Bayburt Özel İdare Spor 37 14 18 5 50 59 47 -9
15 Sivas Belediyespor 37 10 14 13 56 53 43 +3
16 1922 Konyaspor 37 10 18 9 45 49 39 -4
17 Kastamonuspor 37 8 17 12 31 54 36 -23
18 Elazığspor 37 10 21 6 56 83 33 -27
19 Mamak FK 37 6 25 6 32 118 24 -86
20 Kardemir Karabükspor 37 1 34 2 14 107 2 -93
Takım O G M B A Y P AV
1 Diyarbekirspor 30 20 2 8 43 18 68 +25
2 1928 Bucaspor 30 20 3 7 58 18 67 +40
3 Yeşilyurt Belediyespor 30 17 8 5 50 27 56 +23
4 Ofspor 30 14 5 11 43 31 53 +12
5 Arnavutköy Belediye 30 13 8 9 40 29 48 +11
6 Edirnespor 30 12 9 9 34 31 45 +3
7 Belediye Derincespor 29 10 9 10 38 29 40 +9
8 Artvin Hopaspor 30 10 11 9 41 44 39 -3
9 Fatsa Belediyespor 30 10 12 8 22 31 38 -9
10 Kızılcabölükspor 30 9 11 10 34 33 37 +1
11 Nevşehir Belediyespor 30 9 14 7 31 31 34 0
12 Çankaya FK 30 10 16 4 28 48 34 -20
13 1877 Alemdağspor 30 9 15 6 37 48 33 -11
14 Antalya Kemerspor 30 7 17 6 27 50 27 -23
15 Payasspor 29 5 16 8 29 53 23 -24
16 Manisaspor 30 1 20 9 22 56 12 -34
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
 08/05/2021 BB Erzurumspor vs Kasımpaşa
 08/05/2021 Çaykur Rizespor vs Yeni Malatyaspor
 08/05/2021 Fatih Karagümrük vs Gençlerbirliği
 08/05/2021 Galatasaray vs Beşiktaş
 08/05/2021 Göztepe vs Konyaspor
 08/05/2021 Hatayspor vs Denizlispor
 08/05/2021 Kayserispor vs Gaziantep FK
 08/05/2021 MKE Ankaragücü vs Fenerbahçe
 08/05/2021 Sivasspor vs Başakşehir FK
 08/05/2021 Trabzonspor vs Antalyaspor
 08/05/2021 Trabzonspor - Antalyaspor Trabzonspor ligdeki son 9 maçında hiç kaybetmedi  Trabzonspor yenilmez
 11/05/2021 Yeni Malatyaspor - Hatayspor Yeni Malatyaspor ligde evindeki son 5 maçında hiç kaybetmedi  Yeni Malatyaspor yenilmez
 11/05/2021 Başakşehir FK - Kayserispor Kayserispor ligde deplasmandaki son 5 maçında hiç kazanamadı  Başakşehir FK yenilmez
 11/05/2021 Konyaspor - Trabzonspor Konyaspor ligde evindeki son 5 maçında hiç kaybetmedi  Konyaspor yenilmez
 11/05/2021 Kasımpaşa - MKE Ankaragücü MKE Ankaragücü ligdeki son 5 maçında hiç kazanamadı  Kasımpaşa yenilmez
 11/05/2021 Yeni Malatyaspor - Hatayspor Hatayspor ligde deplasmandaki son 6 maçında hiç kazanamadı  Yeni Malatyaspor yenilmez
 11/05/2021 Denizlispor - Galatasaray Galatasaray ligdeki son 6 maçında hiç kaybetmedi  Galatasaray yenilmez
 11/05/2021 Beşiktaş - Fatih Karagümrük Fatih Karagümrük ligde deplasmandaki son 7 maçında hiç kazanamadı  Beşiktaş yenilmez
 11/05/2021 Beşiktaş - Fatih Karagümrük Beşiktaş ligde evindeki son 8 maçında hiç kaybetmedi  Beşiktaş yenilmez
 11/05/2021 Fenerbahçe - Sivasspor Fenerbahçe ligdeki son 8 maçında hiç kaybetmedi  Fenerbahçe yenilmez
 11/05/2021 Denizlispor - Galatasaray Denizlispor ligdeki son 10 maçında hiç kazanamadı  Galatasaray yenilmez
 11/05/2021 Konyaspor - Trabzonspor Trabzonspor ligde deplasmandaki son 16 maçında hiç kaybetmedi  Trabzonspor yenilmez
 11/05/2021 Fenerbahçe - Sivasspor Sivasspor ligdeki son 16 maçında hiç kaybetmedi  Sivasspor yenilmez
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
 07/05/2021 Boluspor vs Eskişehirspor
 07/05/2021 Akhisarspor vs Ümraniyespor
 09/05/2021 Altay vs Bandırmaspor
 09/05/2021 Ankaraspor vs İstanbulspor
 09/05/2021 Balıkesirspor vs Altınordu
 09/05/2021 Bursaspor vs Ankara Keçiörengücü
 09/05/2021 Adanaspor vs Samsunspor
 09/05/2021 Menemenspor vs Adana Demirspor
 09/05/2021 Tuzlaspor vs Giresunspor
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
 08/05/2021 Bayburt Özel İdare Spor vs Pendikspor
 08/05/2021 Etimesgut Belediyespor vs Karacabey Belediyespor
 08/05/2021 Elazığspor vs Sivas Belediyespor
 08/05/2021 Eyüpspor vs Van Spor
 08/05/2021 Kardemir Karabükspor vs Kırşehir Belediyespor
 08/05/2021 Kastamonuspor vs Sakaryaspor
 08/05/2021 Serik Belediyespor vs Mamak FK
 08/05/2021 Tarsus İdman Yurdu vs Kırklarelispor
 08/05/2021 Turgutluspor vs Bodrumspor
 08/05/2021 1922 Konyaspor vs Pazarspor
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
 01/05/2021 1877 Alemdağspor 0 - 0 Edirnespor
 01/05/2021 Arnavutköy Belediye 0 - 0 Diyarbekirspor
 01/05/2021 Manisaspor 1 - 2 Ofspor
 01/05/2021 Artvin Hopaspor 1 - 0 Fatsa Belediyespor
 01/05/2021 Kızılcabölükspor 0 - 1 Yeşilyurt Belediyespor
 01/05/2021 Nevşehir Belediyespor 1 - 2 Çankaya FK
 01/05/2021 1928 Bucaspor 3 - 0 Antalya Kemerspor
 25/04/2021 Ofspor 0 - 0 Arnavutköy Belediye
resmi ilanlar

Web sitemize nasıl ulaştınız?


NAMAZ VAKİTLERİ
GÜNLÜK BURÇ
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI